İnsan uyum sağlıyor. Deniyor en azından. Ya da deniyorum bir şekilde işte.
Yeni olan değil alışılması zor olan. Yeni kolay. Ama istediği şeyler var yeninin. Koşullar var bir takım ki bunları daha önce düşünmek olası değil. Öngörülemeyenin fiskesi sert oluyor ya hani. Öyle...
Soğumak istemiyorum. Soğuğu severim ama soğuyamam. Kendimce bir takım tabularım, duvarlarım var. İzin vermezler. Olmaz. O yüzden veremem istenileni ve arada kalırım, bir kez daha istenmeyen bir arafın içinde beynim başım sikilir. Olsun. Hayat...
Kontrol yok. Bunlar hep geçici. Oralardan gülmeyin bana. Güz geliyor burada. Zihinde güz, tende güz. Severim ama soğuyamam ya işte. Sıkıntı oluyor.
Beni çağırın hadi... Ve gülümseyin bana. Ben cevabımı biliyorum, siz de bilin ve gülümseyin. Son güz değil, son bahar da değil. Her hangi bir şeyin sonuna geldiğimi düşünmek fazla iyimser bir tutum olur, hayır. Sıkı dur hadi, farzet... Evet, tabi.
Londra muhteşem bir yer. Evimi de seviyorum ama diyorlar ki aynı anda iki yerde olunca insan, birileri incinirmiş.
Seçim şansım vardı ve üzgünüm. Kimseye küsmem kolay kolay. Kıyamet kopsa cezamdır der otururum ben. N'apayım... Seviyorum biraz sanırım kendimi.
Üzgünüm. Gerçekten. Ama o kadar... Keşke daha fazlasını söyleyebilseydim...
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder